8 Aralık 2010 Çarşamba

KÜFÜR

KÜFÜR
Erkekler kendi cinselliklerini de aşağılayan kimi küfürleri neden ettiklerini ve ne anlama geldiğini sanıyorum ki bilmiyorlar. Cinsellik yaşamın bir parçası ve bunu aşağılık bir durum olarak düşündüğünüzde sizin durumunuzu düşünmek gerek derim.
Son zamanlarda kimi genç hanımların erkeklerin kullandığı türden küfürlerle haşır neşir olduğunu duyuyorum. "Kendinizi eşya olarak gösteren bu ifadeyi neden kullanıyorsunuz?" diye bağırmak istiyorum.
Bir de kadınların şeytanla işbirliği yapması meselesi var. Bir kadın "Biz kadınlar dünya kurulduğundan beri Şeytanla işbirliği içindeyiz. Erkekler dikkat!" diyebiliyorsa kendi cinsini ikinci sınıf yapmış olmaz mı?
Çok mu abartıyorum. Biri bana söylesin lütfen..

İSTATİSTİK

İSTATİSTİK
Kimileri, son günlerde sıkça, şiddet gören kadınlarla ilgili istatistik yayınlıyor. Facebook sayfamı ya da postamı açtığımda bu ve buna benzer yayınları görüyor ve şaşıyorum. Şaşmamın nedenlerinden biri eğitimli kadınların daha çok şiddet gördüğü savı. Ben esasen buna inanmıyorum. Eğitimli kadınlar da şiddet görüyor elbette ama belirtilen sayılar onların daha çok şiddet gördüğüne işaret etmiyor. Bence bakın bence diyorum daha az eğitim alan ( eğitim almak illede okulda matematik, fizik, tarih, coğrafya edebiyat vs. dersleri almak değildir.) kadınlar şiddet gördükleri eşleri, babaları, anneleri, kendilerinden küçük ya da büyük kardeşlerinin yaptıklarını doğal yaşamın parçası zannedebiliyorlar. Bu da etkiye tepki vermemek gibi bir sonucu doğurabiliyor.
Yani esasen önce gözlerini açıp fiziksel, sözlü ya da ruhsal şiddete maruz kaldıklarını farketmeleri gerekir. Tanıdığım ve aile içinde çeşitli şekillerde şiddete maruz kalıp istatistik yayınlayanlar var ve cidden olayın farkında değiller. Yayınladıkları istatistiklerdeki kendi konumuna uygun sayının karşısına bir ilave yapabilir ya da kendilerini korumak için önlem alabilirler.
Uyanın, uyanın, uyanın!

14 Ekim 2010 Perşembe

GÖRÜN BAKIN NELER OLDU
Bu arada ben küçük bir operasyon geçirdim. Elimde minik ve cüssesiyle ters orantılı rahatsızlık veren bir oluşuma daha fazla dayanamadım. Kuaförüme, arkadaşlarıma ve kendime bu oluşumun ne olabileceği konusunda sorular sordum. Bilirkişilerin hepsi farklı yanıtlar verdiler. Yanıtlar arasında uyum yakalayamayınca ben de daha az bilen birine, bir tıp doktoruna danıştım. O da bir genel cerrah önerdi. Az da bilse tıp doktorunun dediğini yapmayı tercih ettim. Hakikaten az biliyormuş. Genel cerrah dedi ki "Ben bu işten anlamam. Plastik cerrah ne derse odur." Eh peki. Plastik cerrahım sevimli bir genç. Hemen operasyon hem de pazartesi dedi. Yatışım yapıldı. İzinli (numaradan) olarak eve gittim. Pazartesi sabah gittiğimde kahvesini içiyordu. Ben de biraz salınarak, oyalanarak gitmiştim. Vazgeçtiğimi sanıp sevinmiş galiba. Neyse ameliyathaneye girerken galoş giymem gerekiyormuş. Giydim ama vallahi onları aldatmışlar. Uyduruk şeyleri satmışlar. Beş metre gitmeden ayağımdan çıkmışlar. Birini ayakkabımın ucunda sallanırken gördüm, herhalde diğeri odanın dışında kalmış. Elemanlar gelene kadar ben de oyalanayım dedim ve kendimi galoş kutusundan galoş alırken buldum. Elimde galoşlarla ameliyatın olacağı odacığa girerken görevli demez mi "onları dışarıdan girerken giyecektiniz hamfendi.." Gülmek geldi içimden. Sıra geldi lokal anestezi uygulamasına elim uyuşmamak için direndi ama kaçamadı. Adeta betonlaşan elime uyuşana kadar yaptıklarını biliyorum ama inanın kolumu kesselerdi sanırım anlamazdım. Küçük bir kavanozun içinde kist dedikleri ve bünyem tarafından üretilen o iğrenç şeyi gördüm. Aslında görünüşü iğrenç falan değil. Ben varlığından hoşlanmadığım için öyle tanımlıyorum. Yaklaşık on gün sonra ak mı kara mı belli olacak. Canım patoloji çalışanları bana bir torpil yapıp bening raporu yazarlar artık.

29 Eylül 2010 Çarşamba

Koca yaz geçti yazamadım..
Aslında yazmayı sevmediğim tescilidir. Neden açtım ki bu sayfayı diye soruyorum. Belki de bir şeylerden uzak kalmamak içindir. Eylül geldi. Ben yine MYO da derslere başladım. Öğrencilerle birlikte olmak güzel. Dört ayrı programda dersim var. Salı ve Çarşamba günleri. Böylece mesleki yozlaşma yaşamamış oluyorum.
Bu hafta aksilik olmazsa Bursadayım. Biraz özlem gideririm.
Hoşçakalııııııınnn

11 Temmuz 2010 Pazar

DÜNYA KUPASI FİNALİ
Nihayet final günü geldi. Yaşasın vuvuzeladan kurtuluş. Bu yazdığımı okuyan sadık bir izleyici zannedebilir ama değilim. Evde izlendiği için arada gözüm kayıyor. Futbolcular ne sebeple bilmiyorum ( açıklamaya kalkanı yakarım) sahaya minik, şirin çocuklarla çıkıyorlar. Onlarda kendi çaplarında özel bir anı paylaştıklarını düşünüyorlar. Sadece bir kez ve sadece bir futbolcunun eşliğindeki çocukla ilgilendiğini gördüm. Başlarını okşayın, gülümseyin! İlaç olsun diye bile yok. Final maçında FİFA ve GÜNEY AFRİKA CUMHURİYETİ başkanları başarı dilerken çocukların üzerinden uzanıp tokalaştılar. Tavır aynı. Çocuklar figür olarak oradalar. Dostlar alışverişte görsün mantığı...

10 Temmuz 2010 Cumartesi

AYLAR SONRA
Aylar sonra nihayet Ziyanın da yapacak başka işi yokmuş ki salona asılacaklara el atabildik. Fena olmadı. Güzel oldu da denilebilir. Ablamın tezhip ve minyatür çalışmaları ile Yektanın ebrusunu ve tabiiki olmazsa olmazlardan aynamızı astık. Çaya kahveye gelebilirsiniz. Balkonumuz da çok güzel. Harika ve kocaman ORİON ve KİPA tabela manzaralı. Manzaramız eşsiz. Arkadaşlar Çorluda dağ tepe yok. Orman yok. Yani keyifle izliyeceğiniz yaprakların yeşermesi, kızarıp sararması, ayın önce ışıklarını göndererek ardından olanca haşmetiyle dağın ardından ortaya çıkması yok. Sadece ORİON ve KİPA var. Çiçek bile yok doğru düzgün. İkliminden olsa gerek. Bu hem iyi hem de değil. Yani bahar aksırıkları yok. Ama baharın neşesi de yok. Off zaten yaz geldi. İlaç için arasan bir ağaç gölgesi YOK!