Floransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Floransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2015 Çarşamba

ROMA
Mine Kayam
Roma!... hep merak ettiğim, gitmek istediğim, ama bu isteğimin hiç gerçekleşmeyeceğini düşündüğüm ve sonunda ziyaret edebildiğim imparatorluk şehri.
Floransa ve Toscana macerasından sonra ancak akşamüstü 16:00’da varabildiğimiz Roma'ya girerken gördüğüm surlar bana İstanbul’u hatırlattı. 
Tarihi Porta  Maggiore kapısıyla aynı isimli meydanın civarında olan otelimizi kolayca bulduk. Roma için de Floransa kuralı geçerli, arabayla  girmek yok, hem trafik çok yoğun hem de birçok caddeye motorlu taşıtların girmesi sınırlandırılmış  ve eğer bu caddelerin hangileri olduğunu bilmiyorsanız ceza yeme olasılığınız çok yüksek. Neyse ki bu sefer, şehir merkezine çok uzak olmayan ve de ücretsiz otoparkı olan bir otel bulduk .
Çok sıcakkanlı olan otel görevlisi evine gitmek için bizi bekliyordu. Biz 24 Aralık gibi onlar için çok önemli olan bir günde gelmiştik; Noel Arifesi, buna rağmen bizi çok güler yüzle karşılayıp gerekli tüm bilgileri verdi. Hatta bir turist için gerekli olan her şeyi yazıp fotokopi ile çoğaltmıştı: çok güzel bir hizmet. Üstelik her yer kapalı olabilir, ihtiyaç duyabiliriz diye üç tane de otobüs bileti verdi. Yerleşene kadar saat akşam beş oldu, bizim için erken ama her yer Noel nedeniyle kapalı, herkes evine gitmiş. Biz de erkenden odaya tıkılmak istemeyince yine imdadımıza otel görevlimiz yetişti. Bizim için taksi çağırdı, taksiye kadar götürdü ve taksiciye nereye gideceğimizi söyledi. En hareketli yerler Campo dei Fiori ve Piazza Venezia dedi ve de haklı çıktı. Bu meydanlar ve çevresindeki sokaklarda bizim gibi birçok turist vardı.
Meydandaki noel ağacı, çok güzel süslenmişti.
Kahvelerimizi içerken karşımızdaki bu tarihi bina ve Vittoria  Emanuel II’nin anıtı olanca haşmetiyle bize bakıyordu.
Via del Corso, alışveriş caddesi de dükkanlar kapalı olmasına rağmen umduğumuzdan daha hareketliydi. 25 Aralık Noel günü Roma da olmak düşündüğüm kadar kötü değilmiş. Sabah ilk iş olarak otele yakın olan Termini tren istasyonunu bulduk.
Roma’da Termini’ye uğramadan olmaz. Uçakla gidin, trenle gidin ya da bizim gibi özel araçla gidin yolunuz mutlaka Termini’ye düşüyor. Hemen hemen tüm otobüsler buradan geçiyor, yani her turistin ilk uğrak yeri burası. İçinde her şey var; mağazalar, kafeler ve restoranları ile sanki küçük bir şehir. Biz turizm ofisini bulmak ve Roma Pass almak amacıyla gittik ve şansımıza çok kolay bulduk.  Ofisin saat 11:00’da açılacağını duyunca da çok sevindik. Evet Roma’da ulaşımla ilgili bilgiye çok ihtiyaç var. Öncelikle Roma Pass’dan başlayayım. Bu, Roma şehrinde geçerli, ilk iki müzeye ücretsiz girebileceğiniz, diğer müze biletlerinde indirim sağlayan, üç günlük bir kart. Bundan başka  tüm tren ve otobüslere bu kartı kullanarak ek ücret ödemeden binebiliyorsunuz. En güzel, sağlıklı ve güncel bilgiyi web sitesinden bulabilirsiniz. İlk anda pahalı gelebilir ama müze fiyatlarının çok ucuz olmadığı dikkate alındığında, 36 Euroluk bedel makul gözüktü bize. Örneğin; Kolezyum ve Borghese müzeleri toplam 23 Euro tutuyor, üstüne tren ya da otobüse bindiğinizi düşününce, parasını çıkarıyor. Fakat yine de kişisel tavsiyem; bunu almadan önce nerelere gideceğinizi iyi hesaplayın ona göre alın, çünkü Roma’da her yere yürüyerek gidebilirsiniz, hatta gitmeniz gerekir başka türlü o tarihi atmosferi hissedemezsiniz. Floransa’ya açık hava müzesi demiştim, ama o zaman daha Roma’yı görmemiştim. Bu arada, ulusal müzelere girişin 18 yaşın altındaki çocuklara ücretsiz olduğunu, ofisteki görevli uyarınca öğrendik. Bu nedenle, Altar’a kart almadık.  
Bu setin içinden bir kart, bir harita ve işinize yaracak gerekli bilgilerin olduğu bir kitapçık çıkıyor. Otobüs biletleri tek bilet 1,5 Euro ve 100 dakika geçerli, eğer bu süre içerisinde başka bir otobüse binerseniz aynı bileti gösterebiliyorsunuz. Ancak trende kullanırsanız tek kullanımlık. Bunun dışında biletler; günlük (6 Euro), 3 günlük (16,5 Euro) veya haftalık( 24 Euro) olarak alınabiliyor. 10 yaşa kadar çocuklar ücretsiz. Biletlerinizi bazı yeni otobüslerin içinde makinadan da alabiliyorsunuz ve yine makinalara onaylattığınız biletinizi beklenmedik bir anda gelen kontrolöre göstermeniz gerekiyor. 
Roma gibi her zaman yoğun olan bir şehirde böylesine boş sokaklardan büyük bir zevkle geçerek, Terminiye yürüme mesafesindeki ilk ziyaret noktası, heybetli Santa Maria Maggiore bazilikasına geldik.
Bazilikanın içi de dışı gibi etkileyiciydi. Burada üç poz çekmişim ama en iyisi bu olmuş maalesef. Bu resimde üst tarafta sarı olan kısmı biraz büyüterek bakarsanız meşhur illuminati’nin sembolü olan üçgen içindeki gözü görebilirsiniz. (Fotoğraf çekmeyi ilerletmem lazım…)
Burası da bazilikanın arka tarafı.
Tahmin edeceğiniz gibi sıradaki yer, sabırsızlıkla görmeyi beklediğim, 2007 yılında dünyanın yeni yedi harikasından biri seçilen Kolezyum. 
Kolezyum içine girmeden bile çok heybetli görünüyor.
Bu gördüğünüz kısım, dövüşlerin yapıldığı yerin altında kalan kısım, daha iyi anlaşılsın diye üstünün bir kısmını (çok eskiden de olduğu gibi) tahtayla kapatmışlar. Kolezyum’um bulunduğu yer aslında imparator Neron’un sarayının suni gölüymüş. Neron’dan sonra gelen Vespasian, Neron gibi despot olmadığını, halka daha yakın olduğunu, onların eğlenmesini ve mutlu vakit geçirmelerini istediğini anlatmak için Kolezyum’u yaptırmış. Burada sadece gladyatör dövüşleri yapılmıyor, halk orada günü geçirip eğleniyormuş, oyunlar oynuyorlar, mangal sohbetleri yapıyorlarmış.
Bu resim, kazılarda bulunanlardan esinlenerek yapılmış. Taşların üzerindeki resimlerden bugünkü dama, tavla türü oyunlara benzer oyunlar oynadıkları tahmin ediliyormuş. Ama eğlencenin büyük kısmı maalesef hayvan ya da gladyatör dövüşleriymiş. Kolezyum bence çok etkileyici bir yer, taşlara elimiz koyup gözlerimizi kapattık ve o zamanı hissetmeye çalıştık…  
 Kolezyumdan sonra Roma Foruma geçiyorsunuz. Biz tekrar bilet alıp girmedik, isterseniz 7 euroya bilet alıp burayı da daha detaylı gezebilirsiniz. Burasını da görür görmez Efes harabeleri aklıma geldi. 
 
Burası Arch of Konstantin; İmparator Konstantinin zaferini kutlamak için yapılan  kemerli anıtsal yapı. 

 25 Aralık’ta Roma'da olmanın keyfi en çok burada çıktı. Sabah sokaklarda neredeyse hiç araba yoktu, sadece bizim gibi turistler vardı. Roma Forum’da yine yürüyerek bizdeki adıyla Aşk Çeşmesi, orijinal adıyla La Fontana di Treviye gittik. Roma’ya gelip de burayı görmeden olur mu? Neredeyse Kolezyumdan daha önemli hale gelmiş, e bir de tekrar buraya gelebilmek için omzumuzun üstünden para atacağız. Fakat o da ne? Olamazzzzz ama gerçekten olamaz. Bu manzarayı görünce eminim hepiniz aynı şeyi söylerdiniz.
Çeşmenin aslı bu, internetten aldığım bir resim.
Bizim gördüğümüz de bu!..
Çeşme bakıma alınmış!
Benim yerimde kim olsa hayal kırıklığına uğrardı.
Sonrasında yine yürüyerek ulaşabileceğiniz Pantenon;şaman tapınağı, var. Yıldırım ve Altar girmek istemeyince, belki bir daha geliriz düşüncesiyle tamam dedim.
Akşam gittiğimiz Via Del Corso bu bölgede. Alışveriş yapabileceğiniz uzun cadde Piazza Venezia’dan başlayıp Piazza Popolo da bitiyor.
Sırada İspanyol merdivenleri var, buraya gelip de merdivenlerde fotoğraf çektirmeden olmuyormuş, bizde geleneğe uyduk.

Hemen araya önemli bir bilgi sıkıştırayım, burada halka açık tuvalet var. Roma’ya giderseniz bu bilginin ne denli önemli olduğunu anlarsınız yok, hiçbir yerde tuvalet yok. Mc Donald’s a gittik, kuyruk giriş katına kadar inmişti. Tuvalet demişken yine bir ayrıntı, burada tuvalete girdiğinizde bir türlü sifonu veya musluğu bulamayabilirsiniz. Çoğumuz artık sensörlü olanlara alıştık ama burada yere bakın, yerde klozetin yanında ayağınızla basacağınız sifon düğmesi var, muslukta aynı şekilde lavabonun altında ayağınızla basıyorsunuz. Umumi yerler için bana oldukça sağlıklı geldi ama ilk seferinde epeyce bir arayıp bulamamış ve sormuştum.
Sırada Borghese Galerisi var. Burayı gezmek için mutlaka önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Bileti internetten alabilirsiniz, o zaman zaten saatli alıyorsunuz fakat gişeden almaya kalksanız bile bileti aldım hadi gireyim yok. Her iki saatte bir grup alıyorlar ve içeride kalma süreniz iki saat. Detaylı ve güncel bilgi için tıklayınız lütfen.
Borghese Galerisi, aynı isimli çok büyük bir parkın içinde. Vaktiniz varsa bu güzel parkta  dolaşmanızı tavsiye ederim. Burası Borghese ailesine aitmiş ama 1902 yılında tüm parkı, bahçeleri ve binaları İtalyan hükümeti satın almış ve müze olarak halka açmış. İki katlı ve yirmi odalı müzede resimler ve çoğu Bernini’nin  Borghese ailesi için yaptığı heykeller sergileniyor. Borghese ye geldiğinizde gördüğünüz heykeller aklınızı başınızdan alabilir. Bu heykelleri yapanların önünde gerçekten saygıyla eğilmek gerekiyor, yetenek ve sanatçı kelimeleri farklı bir anlam kazanıyor.
Apollo ve Yunan mitolojisine göre koşarken ağaca dönüşen Dafne
ve villanın tavan süslemeleri.
Caravaggio’nun David with the Head of Goliath  isimli tablosu.
 Günümüz sanatçılarından Mat Collishaw’a ait masum insanların kıyımı(The Massacre of the Innocents) adlı eserdeki küçük heykelcikler inanılmaz bir detayla yapılmış. Birden ışıklar sönüp dairesel eser dönmeye başlayınca ne olacağını merakla bekledik. ..Ve tüm bu minik heykeller canlandı, gerçekten görülmeye değer bir şeydi. Aslı kadar etkileyici değil ama yine de bu videonun size fikir vereceğini düşünüyorum.
Müzeden sanata doymuş bir şekilde ayrıldık. Müzeye zorla soktuğum Yıldırım bile iyi ki gelmişiz dedi. Galeri çıkışı hadi otobüsle dönelim dedim, hedefimiz Novana meydanı, ama yeni bir İtalya problemi, otobüs durağından otobüs geçmiyor ve kimse nedenini bilmiyor… değişmiş, internet sitesine göre otobüs oradan geçiyor ama yok! Eh… hadi bakalım yola koyulalım dedik ve Novana meydanına yürüyerek ulaştık. Otobüs sorunu yüzünden planda biraz aksama oldu ama, olsun Roma’da dolaşmak her zaman güzeldi.
 Piazza Novana’ya hava kararmaya başladığında ulaştık, çok güzeldi, İspanyol merdivenlerinden daha çok beğendim. Kafeler, restoranlar oldukça kalabalıktı. Buradaki Dört Nehir Çeşmesi  en beğendiğim çeşmeydi, tabi aşk çeşmesini göremediğim için olabilir. Bu çeşme dört kıtayı temsil ediyormuş, daha doğrusu dört kıtadaki önemli nehirleri, Afrika’da Nil, Avrupa’da Tuna, Asya’da Ganj ve Amerika’da Rio de la Plata.
Hava kararmaya başladığı için ışıklandırma vardı ve çok güzeldi.
Bu da yine meydandaki başka bir çeşme. Aslında Roma’daki çeşmeler diye başlı başına ayrı bir yazı olabilir, hepsi çok güzeller ve hepsinin ayrı bir hikâyesi var.
Bir süredir burada yaşadığımdan mıdır bilemiyorum, bu tür reklamları görmeye bayılıyorum.
İçilen kahveler ve yenilen tiramisulardan sonra otele döndük. 
Son günü Vatikan’a ayırdık. Buraya kadar gelip Vatikan Müzeleri görülmeden olmazdı. Roma Pass Vatikan’a giden otobüsde geçerli, ama tahmin edeceğiniz gibi ayrı bir ülke olduğu için müzede geçerli değil.


St Pietro Meydanı ve Kilisesi. Meydan müthiş ve ben bu önemli kiliseye girmek,  Michelangelo’nun Pieta’sının orijinalini görmeyi çok istiyordum, ama ne mümkün! Giriş ücretsiz ama önünde bir haftalık kuyruk var.
Bu, kuyruğun küçük bir kısmı.
Vatikan Müzeleri için bileti bir hafta önceden internetten alırken, üçümüz için 12 Euro fazla ödediğimiz için bana kızan Yıldırım, müze önündeki neredeyse bir kilometrelik kuyruğa rağmen VIP gibi içeri girince bana hak verdi. O kuyruğu gören kişi değil on iki, yirmi iki Euro bile fazladan verirdi. Pazar günleri Vatikan’da halk günüymüş ve müze ücretsizmiş, eğer sabah ezanıyla oraya dikilmeyecekseniz hiç tavsiye etmem. Bu müzeye doğru yürürken St Pietro Meydanında önünüzü birçok serbest çalışan rehber kesiyor, Kolezyum’da da vardı, ama biz ilgilenmemiştik. Bu sefer merak edip ne yaptıklarını nasıl çalıştıklarını sordum. Müzeyi rehberli gezmek için grup yapıyorlarmış, daha önemlisi o kuyruğu atlatıyorlar, rehber bilet parası hariç 25 euro istedi. Bizim elimizde biletleri görünce biraz hayal kırıklığı yaşadı. Bileti olmayanlar o kuyruğu görünce kabul edebilirler diye düşündüm. Vatikan müzelerini anlatmak için birkaç günlük yazı gerekir. Gerçekten çok büyük zaten adı da Vatikan Müzeleri, birkaç tane müze var. Dünyanın en büyük müzelerinden birisiymiş. Toplam dört müze var, bunlardan Pio- Clementine müzesinde Sistine Şapeli de dahil toplam 54 galeri var. Yolumuzun üstünde ve de girişte neden bu kadar çok rehber olduğunu içeri girince anladım. Bütün o koridorlar ve galeriler içinde biz yolumuzu kaybettik, internetten müzenin krokisini bulup yolumuzu bulduk.
Bu müzeyle ilgili  tavsiyem, bileti internetten almanız dışında; eğer rehber istemiyorsanız  mutlaka müzeyle ilgili bir şeyler okuyup gidin, en azından müzenin krokisini internetten bulup indirin. Detaya girerseniz tüm gününüzü alabilecek bir müze. 

Tavan süslemesi ve 

hayvan figürlerinin sergilendiği salon.
Haritalar koridoru benim çok ilgimi çekti.
Yuvarlak salon;yerdeki mozaikler harikaydı.
Sonunda Hristiyan dünyasının kalbi, herkesin görmeyi istediği Sistine Şapeline ulaştık. İçeride fotoğraf çekmek yasak, olsun bende hafızama kazımaya çalışırım dedim. Ama o ne! Hani iş çıkışı belediye otobüsüne binersiniz sıkış tepiş, bir de şoför size ilerleyelim hanımlar beyler, boşlukları dolduralım der ya aynen öyle! Görevliler sürekli ilerleyin diyor da nereye? İstesem de fotoğraf çekemem, kollarımı kaldıramıyorum ki! Tavana bakmam lazım çünkü burada Michelangelo’nun diğer bir şaheseri, Yaratılış eseri var. Michelangelo, asılı bir iskelede tam üç yıl boyunca gece-gündüz, geceleri kafasındaki taçta yanan mumların ışığında bu tabloyu bitirmiş. Eh işte 5-10 saniye bakabildim ve kelimenin tam anlamıyla dışarıya ittirildim. Bu karmaşaya hazırlıklı giderseniz belki bir duvar köşesi kapıp duvarlara ve tavana bakabilirsiniz çünkü hepsi birer şaheser.
 Bu güzel merdivenle müzeden ayrılıyorsunuz.
 Castel Sant’Angelo’ya (Aziz Angelo Kalesi) St Pietro meydanından yürüyerek gidebilirsiniz, çok yorgun olduğumuz için biz giremedik. Roma Pass burada da geçerli. Tiber Nehri kenarındaki bu kale de gezilmeye değer yerlerden birisi. Bu kale ile St Pietro kilisesi arasında gizli geçit varmış, bir zamanlar hapishane olarak kullanılmış.


Biz keseduralım onlar zeytin ağaçlarına gözleri gibi bakıyorlar, bu yol büyük saksılardaki zeytin ağaçlarıyla süslenmişti.
Bana göre Roma daha bitmedi ama bizim gün ve de tatil bitti, Trevi Çeşmesine para atamadık ama ben tekrar gelmeyi ümit ediyorum.
Roma ve Floransa gezisinde tek olumsuz şey, sokak satıcıları idi, bu iki şehre kadar hiç bu kadar rahatsız olmamıştık, ama burada resmen kolunuza yapışıyorlar. Cüzdanınıza, kameranıza, telefonunuza çok iyi sahip çıkın. Özellikle makinalardan bilet alırken hemen yanınıza gelip yardım etmek istiyorlar. Otel görevlisi bizi taksi şoförleri için de uyardı; "Mutlaka taksimetreyi, tarifeyi görün kontrol edin". Gideceğiniz yeri iyi bilin, maalesef taksi şoförleri turistleri epeyce dolaştırıyorlarmış.
Son gün bilgisi de otel görevlisinden geldi. Biz Pazar günü hazırlandık ve erkenden yola çıkmak istedik, ancak, pazar günleri Roma’da özel araçların öğlen on ikiye kadar trafiğe çıkması yasakmış. Biz de öğle vakti hareket ederek ceza yeme riskinden kurtulduk.

10 Ocak 2015 Cumartesi

FLORANSA
Mine Kayam
Toskana bölgesinin başkenti Floransa; Rönesans’ın doğum yeri. Yola çıkmadan önce yaptığım araştırmalarda o kadar çok gezilecek yer ve o kadar çok yapılacak şey buldum ki nereden başlayacağımı bilemiyorum. Bir de geçen sene Dan Brown’ın Cehennem kitabını okuduktan sonra artık Floransa’yı görmek şart olmuştu.
İlk kural Floransa’ya arabayla gidilmez. Tarihi kısma ki gezilecek yerlerin hemen hepsi burada, arabayla girilmesi  yasak ya da çok sınırlı. Trenle gittiğinizde şehrin tam ortasındaki Santa Maria Novella istasyonunda iniyorsunuz. Böylece hiç araç kullanmanıza gerek kalmıyor. Trenitalia oldukça konforlu, tavsiye ederim. Bu nedenle Floransa için ilk tavsiye trenle gidilmesi, bizim gibi araba konusunda diretenler için Floransa’da otoparklı oteller var ama otopark ücreti günlük 25 Euro’dan başlıyor, yine bizim gibi Montecatini’de kalırsanız trenle ulaşım çok kolay. Montecatini’den hemen her saat başı tren var ve yol yaklaşık 45 dakika sürüyor, ücreti de çok makul, 5,5 Euro. Biletlerinizi makinalardan ya da birkaç Euro fazla verip İtalya’da Tabacchi denilen dükkânlardan alabilirsiniz. Biletinizi trene binmeden önce istasyonlardaki makinalara okutmanız gerekiyor ve makine o günün tarihini basıyor.
Floransa’ya giriş çok büyük ve eski Santa Maria Novella istasyonundan yapılıyor.
İstasyondan çıkar çıkmaz tarih sizi Santa Maria Novella Bazilikası ile kucaklıyor.
Yürümeye başlıyoruz, çünkü Floransa’nın en güzel yanı her yere yürüyerek gidebilmeniz. Tüm tarihi yerler birbirine çok yakın, zaten o atmosferi hissetmek için de yürümek en iyi yol. Hedefimiz Floransa Katedrali, Duomo ya da daha orijinal adıyla Santa Maria Del Fiore. Duomo meydanına ulaştığımızda karşımıza çıkan görkemli yapıya, hiç abartmıyorum, bir süre ağzım açık baktım. Akıl almaz bir işçilik ve muhteşem bir eser. Karşısına oturup saatlerce seyredebilirim. 1296-1436 yılları arasında inşa dilmiş, 1436 yılında Papa lV Euginio tarafından kutsanıp resmen ibadete açılmış.
İçine giremedik çünkü pazar sabahı ve pazar duası saatinde gitmiştik. O zaman çan kulesine çıkalım dedim ve bir an durakladım;tam 414 basamak! Dizlerimi düşündüm sonra da bir daha ne zaman geleceğim çıkayım gitsin dedim. Kuleye çıkış bileti 10 Euro, aman biletinizi atmayın tek günlük gezideyseniz tercihinizi iyi yapabilmek için gişedeki memura çok dikkatli sorun. Alındığından itibaren altı gün içinde kullanılması gereken biletle dört farklı yeri ziyaret edebilirsiniz. İlk 24 saat içinde iki, diğer 24 saat içinde iki olmak üzere toplam dört mekan. Bizim ikinci gün boşa gitti mesela. 
Kuleye çıkış oldukça zorluydu. Birçok yerde bu gördüğünüzden daha dar merdivenler tırmandık, kalp hastası olanları, klostrofobisi olanları uyarıyorlardı. Kendime inanamadım, ama tam 414 basamağı çıktım ve gördüğünüz Floransa manzarasıyla karşılaştım.

Yukarıdan baktığınızda Duomo’ya bir kez daha hayran kalıyorsunuz.
Herkes inişi kolay zanneder ama iniş daha zor oldu, üstelik çok kalabalık olmuştu, neyse sağ salim kendimizi dışarı attık.  Biraz dinlenmek için Duomo’nun hemen karşısındaki Irish Pub’ta çok güzel birer kapuçino içtik. Eh dinlediğimize göre Piazza Della Signoria yani Sinyorlar meydanına doğru yürüyebilirdik
 Sinyorlar Meydanı söyledikleri gibi tam bir Açık hava müzesi.
Burası da yine Sinyorlar meydanında Loggia Dei Lanzi denilen kısım. Buradaki heykellerden bazılarının orijinalleri müzelerde bulunuyor bunlar asıllarının birebir kopyası.
Arkamda elinde Medusa'nın kesik başını tutan Perseus heykeli gibi.. 
Benim gibi mitolojiye meraklıysanız bu tür eserlere daha farklı bakacağınıza eminim.
Neptün Çeşmesi.
Michelangelo'nun meşhur Davut heykeli, bu da birebir kopya, aslı Galleria Academia’da. Bu heykelin önünde durduğu bina Palazzo Vecchio;Eski Saray.
Floransanın zengin Bankerlerinden Medicilerin sarayı. 
Sıra geldi Uffizi Müzesine bu müzeye girmemek olmazdı. Biletleri internetten almayı düşünmüştüm ama kış diye vazgeçtim, gerçekten de kısa bir kuyruk vardı ama yaz için mutlaka internetten almanızı tavsiye ederim,  İtalya internetten bilet alma konusunda maalesef kötü, ekstra para kesiyor. Bu müze için kesinti dört Euro. Bilet almak için tıklayınız. Bu arada hemen bir ek bilgi Floransa'da her ayın son Pazar günü tüm devlet müzeleri ücretsiz. Aklınızın bir köşesinde bulunsun gelişinizi ona göre ayarlayabilirsiniz.
Burası çok büyük bir galeri, Medici ailesinin koleksiyonları sergileniyor. U şeklinde büyük bir bina, “uffizi” İtalyanca ofisler anlamına geliyor, Medicilerin ofisleri varmış bu binada. Gerçekten çok büyük bir yer, hepsini gezmeye kalkarsanız tüm gününüz gider vaktiniz sınırlıysa size tavsiyem görmek istediklerinizi listeleyin, neyin nerede olduğu gösteriliyor, zaman kazanırsınız.

Boticellinin meşhur “Venüsün Doğuşu” tablosu.
Buranın adı Tribune, sekizgen şekilli bir oda, yerdeki mozaikler zarar görmesin diye üzerinde yürünmüyor sadece kapıdan eserlere bakılıyor.
Michelangelo'nun Holly Family ( kutsal aile ) tablosu.
Müze/ Galeri turu bittiğinde Altar’cığım bu haldeydi ama bu yorgunluğa değdi.
İkinci gün yine istasyondan yürümeye başladık,
“Mercato Nuovo” yani yeni Pazar, eskisinden ayırt etmek için bu ismi vermişler, hemen hemen tüm satıcılar deri satıyorlar. Bu bölgenin deri ürünleri çok meşhur, şöyle bir dolaştık ama alacak bir şey bulamadık.
Pinokyo masalının yazarı Carlo Colldi Floransa doğumlu olduğu için her yerde Pinokyo’ya rastlıyorsunuz. Bu da bizim Pinokyo.
Sırada Santa Croce meydanı ve kilisesi var,burada birçok ünlü kişinin mezarı ya da anıt mezarı var. Galileo, Michelangelo, Machiavelli, Rossini gibi ünlü kişilerin mezarları burada.
İçeri girdiğinizde mezarlar için yapılan heykeller hemen dikkatinizi çekiyor.
Bu Michelangelo için yapılan mezar, bence şanına yakışır olmuş. Büst Michelangelo’nun büstü, sağdaki kadın mimar, ortadaki , heykeltraş soldaki ise ressam Michelangelo'yu anlatıyor. En üstteki resim ise en ünlü eseri Pietayı temsil ediyor. (Pieta’nın orijinali heykel ve Vatikan’daki St Pietro kilisesinde bulunuyor, Meryem’in kollarında çarmıha gerildikten sonra indirilen İsa betimlemesi)
Bu Dante için yapilan anıt mezar çünkü onun mezarı Ravenna şehrinde, Floransa mezarı taşımak istiyor ama Ravenna bir türlü kabul etmiyormuş.
Galileo'nun mezarı da yine onun yaptıklarını anlatan figürlerle süslenmiş.
Burası kiliseden çok müze havasındaydı zaten girişi de ücretli aile olarak 12 Euro ödedik.
Karnımız acıkmıştı ve geçen sefer gelişimizde önündeki inanılmaz kuyruktan korkup vaz geçtiğimiz All’Antico Vinaio’ya gittik. Sadece sandviç yapıyor ama gördüğünüz gibi çok büyük içine çok çeşitli malzemeler koydurabiliyorsunuz, domuz eti yemeyenler veya vejeteryanlar  için de çok güzel seçenekler var. Biz hindi salamlı aldık ve çok sevdik. Seçenek çok, kalabalıktan ancak bu kadar anlatabildik, fiyatı da çok kötü değildi bizim sandviçler 5'er Euro’ydu. Adres Via De’Neri 65/r, Uffizi galerisinin hemen arkasında. Aslında Floransa’ya gelip onların çok meşhur bifteklerinden yemek istiyorduk ama olmadı. En az bir kilo almamız gerekiyormuş bize de bir kilo et çok geldi. Fiyatı 45-50 Euro arasında değişiyor. Biftek için önerilen restoran burada. İtalya’da et isterken çok pişmiş demeyi aman ihmal etmeyin çünkü onlar gerçekten kanlı kanlı yiyorlar.
Bu köprü de Ponte Vecchio’dan baktığımızda karşısındaki köprü. Herkes popüler olana odaklanmıştı bu güzelliği kaçırmak istemedik.
Vee karşınızda Ponte Vecchio (eski köprü) üzeri dükkanlarla dolu olan köprü, açılış tarihi olarak 1345 veriliyor, büyük bir selden sonra inşa edilmiş, ll. Dünya Savaşından kalan tek köprü 1966 yılındaki büyük sele direnerek ayakta kalmış, yani oldukça dirençli bir köprü. Köprünün yapılış amacı üzerine kasap, manav ve balıkçıları yerleştirmek ve bunların atıklarını nehre dökerek kurtulmakmış ancak düşündükleri gibi olmamış atıklar nehirde inanılmaz kokuya sebep olmuşlar. Bunun üzerine Ferdinand I tüm bu dükkanları kaldırıp nezih bir ortam için sarrafları yerleştirince bizdeki kapalı çarşı kuyumcularından pek bir farkı kalmamış.
Ponte Vecchio dan geçip Pitti Sarayına yürüyorsunuz.
Burası da yine Medici ailesine ait bir saray. Bizim Dolmabahçe sarayını falan düşününce bu saray pek bir karanlık geldi, içeri girmedik çünkü çok büyük, arkadaşım iki günlük bilet alıp ancak iki günde bitirebilmiş. Belki bir daha gelmek kısmet olur diyerek saraya girmekten vazgeçtik. Giriş biletleri yetişkin 13, indirimli ise 6,5 euro.
Bu Medici ailesi halkın arasına karışmayı pek sevmezmiş, daha doğrusu halkın arasında kendilerini güvende hissetmiyorlarmış, o nedenle eski saraydan ofislerinin olduğu uffizi ye oradan da Ponte Vecchio üzerinden bu pitti sarayına geçit yaptırmışlar. Buraya vasari koridoru deniyor, Giorgio Vasari tarafından yapıldığı için bu isimle anılıyor. Dan Brow’ın kitabında da buralardan, bu geçitlerden oldukça fazla bahsediliyor. Bu kitaptan sonra popülaritesi de arttığı için sanırım bu koridor turları neredeyse yüz Euro’ya yaklaşıyor. “Yok artık” deyip çok merak etmeme rağmen giremedik. Koridorda neler olduğunu sordum, duvarlarda Uffizi ‘den artan resimler sergileniyormuş. Tabi aslında önemli olan o koridorda yürümek, o zamanı hayal etmek , hissetmekti.
Bu resim koridor hakkında bir fikir verebilir, üstteki küçük pencereler koridorun pencereleri.
Bu resimde köprüden çıktıktan hemen sonra Pitti sarayına giden yol. Tam karşıdaki kule önemli, neden mi? Bahsettiğim Vasari kordoru için Medici ailesi yol üstündeki tüm evleri dükkânları satın almış ve yıktırıp bu koridoru inşa etmişler ama bu kulenin sahipleri yerlerini satmak istememiş. O zaman da koridor bu kulenin çevresinden dolaşmış, ev sahiplerine ve de kuleyi yıkma konusunda ısrar etmeyen Medici ailesine şapka çıkarttım ve tebrik ettim.
Buradan sonraki hedef Michelangelo tepesi. Oldukça fazla merdiven çıkarak tepeye ulaştık ama 12 numaralı otobüsle de tam tepeye gidilebiliyor. Biz dönüşü araçla yaptık ama aslında tersini yapmalıymışız. 
Bunlar tepeye çıkan merdivenlerin bir kısmı.
Burada da yine Davut heykeli var. Bu tepe en sevdiğim yerlerden birisi oldu tüm Floransa ayaklarınızın altında.
Burada oturup kahve keyfi yapmak gerçekten çok güzeldi.
Floransa’ya bu manzarayla veda etmek çok güzel oldu. Hafızamda birçok resim var ama en çok bunu hatırlayacağım sanırım.