bergama sunağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bergama sunağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2013 Pazartesi

ALMANYA gezimiz
Bölüm:2
BERLİN Berliiinn,
Dresdende yaptığımız  kahvaltının ardından yola düştük. Hava nasılda yağmurlu ve soğuk. Berlin’e kadar yağmurun kesileceğini umarak yola çıktık. Tabi bu arada trafik cezamızda bizle buluşmak üzere Türkiye’ye doğru yollanmış. Haberimiz yok. Tomtomumuz bize yol gösteriyor. Aksi halde oldukça sıkıntı çekerdik. 
Yağmur yağmur yağmur altında otelimize ulaştık. Hiç böylesine garip bir otelde kalmamıştım. Apartmanın beşinci ve altıncı katlarında, epeyce de odası var. Resepsiyonu da beşinci katta. Kahvaltısı güzeldi. Oda temiz ve rahattı. Adı da kendiyle uyumlu: UPPER ROOM HOTEL. Fiyatlar uygun denebilir.
Berlin tarih boyunca hep başkent olmuş. Alman imparatorları taç giyme törenlerini burada yapmış. Spree nehrinin iki parçaya ayırdığı şehir yakın tarihindeki trajik geçmişiyle yıllarca dünyanın gözünü üzerine diktiği bir yer oldu.
Berlin Duvarı
İlk olarak Berlin duvarı görülecek. 1961 yılında yapılıp 1989'da yıkılan açıkhava cezaevinin artık işlevinin yitirdiğini ve Almanların tüm hatalarıyla yüzleştiklerini  bilmek sevindiriyor. Checkpoint Charlie duvarın en ünlü ve sadece diplomatik pasaportluların kullanabildiği geçiş noktası. Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği, Fransa ve İngiltere, Almanyayı paylaştığı gibi Berlin'i de paylaşmışlar.
Batı Berlin'e kaçışları önlemek için Sovyet yetkililer bir gecede koca duvarla Batı Berlin'i çevrelemiş ve hapsetmişler. Mecaz değil. Sabah kalkınca herkese sürpriz olacak tel örgüler çekmiş, bir kısmına duvar örmüş sonra da başladıkları işi tamamlamışlar. Checkpoint Charlie Amerika ve Sovyetlerin sınır komşusu olarak kullandıkları kapı. Halk hangi kapıyı kullanıyor diye sormayın öyle bir şey yok. Bu kapıda-geçiş noktasında birkaç müze var. Ufak müzeler ve anı panoları oluşturulmuş duvarlar. 
Duvara ait olduğunu söyledikleri taş parçalarını da anı olarak satıyorlar. Satıcı kız bunlar ne kadar gerçek soruma şişşşşş diyerek yanıt verdi.
    
Checkpoint Charlie: Üstte Amerikalı altta Rus asker fotoğrafları kendi bölgelerini temsil ediyorlar.
Checkpoint Charlie adını Latin alfabesinin üçüncü harfine
istinaden almış. Öyle diyorlar
Üstteki fotoğraf geçiş noktasının şu an ki halini alttaki ise Amerikalıların bölümüne girildiğini belirten tabela.
Kontrol kulübesinin aslı müzede, bizim gördüğümüz kopyasıymış.
Duvardan alınan parçalara çeşitli ülkelerin diktatörleri resmedilmiş.
Doğu Yakası Galerisi
Berlin Duvarının ayakta bırakılan 1300 metrelik kısmı dünyanın en uzun açık hava galerisi. En uzun süreli açık kalan sergi unvanını elinde tutan duvarda dünya siyasi tarihi mural resimlerle canlandırılmış. Çeşitli uluslardan 100'den fazla sanatçı duvarı resimlemiş.
Gülümseyerek poz vermemiz ne kadar da ironik.


Brejnev ve Doğu Alman lideri Honecker'in meşhur öpüşmeleri duvarda yerini almış.
Galeride bırakılan geçitle Spree nehri kıyısına geçerek daralan ruhunuzu dinlendirebilirsiniz.
Doğu-batı ayrımına ilişkin işaretler göremedim. Ampelmann dışında gözüme çarpan bir şey olmadı. Geçen yirmi yılı aşkın sürede fark kapatılmış olmalı. Aşırı yağış fazla incelemeye olanak tanımadığından anlamamış olabilirim.
Müzeler Adası
Bu arada madem yağmurlu hava bizi esir almış diğer müze gezilerimizi de önceden yapalım. Kim bilir belki bu arada yağmur diner. Berlin'de büyük müzeler bir arada ve bir adacıkta kurulmuş. Müzeler adası 1999'da Unesco Dünya Tarih mirasına alınmış.
 Spree nehrinin kolları adanın etrafını sarmış.
Yağmur altında müze kuyruğunda yılmadan bekleyenler.. 
Türkiye, Mısır ve Mezopotamya'dan neler götürdüklerini görelim.
Müze kartı edinerek zaman ve paradan ekonomi yapıyoruz. Öğrenci için müze kart fiyatı 12 Euro. Öğrenci değilseniz aynı kart için 24 Euroyu gözden çıkarın.
Bergama Müzesi
Önce Bergama Müzesini geziyoruz. Müzedeki en değerli ve büyük eser Bergama sunağı olunca yıllar içinde müzenin adı Bergama Müzesi olmuş. Müze girişinde ücretsiz edineceğiniz elektronik rehberin dillerinden biri Türkçe.
Şimdi müzenin içinden bir kaç fotoğraf görelim.

Bergama Sunağı




 Milet'in market kapısı
İştar Kapısı


Mısır Müzesi
Gerçekte adı Yeni Müze. Sergilenen eserler Mısır uygarlığına ait olunca Mısır Müzesi olarak anılıyor.
Görücüye çıkan en değerli eser NEFERTİTİ büstü. Yasak olduğu için büstün fotoğrafını çekemedik. Magnet'i ile yetindik. E tabii ki gözümüzle görmek de büyük bir keyif.
British Museum buradaki eserlere rahmet okutur ama burada da hatırı sayılır Mısır eseri var.

 Bu arada biz neden Mısır'a Mısır diyoruz. Türkiye'ye Turkey diyenlere kızarken. Tuhaffff!
Ulusal galeride son derece değerli tablolar sergileniyormuş. Biz gezemedik.
Berlin Katedrali
Müzeler adasına yaklaşık beş dakikalık mesafedeki katedrale gittiğimizde illede para diye tutturdular. Yorgunduk, cimrilik yapıp girmedik. Böylece Almanya'nın en büyük orgunu görme fırsatını kaçırdık. Bir de Alman imparatorluk ailesinin mezarları varmış. Mezar görmeye meraklı değilim. Üzülmedim.
Doğu Alman hakimiyetinde olduğu uzun yıllar boyunca kapalı kalan kilise yapılan restorasyondan sonra tekrar açılmış.
Kreuzberg
Küçük İstanbul, küçük Türkiye denmesine hiç şaşırmadık. Kendimizi yabancı hissetmedik. Dükkan tabelaları Türkçe. Kebapçılar sıra sıra. Kreuzberg nüfusunun yaklaşık dörtte biri Türkmüş. Burası görülebilecek diğer tarihi yerlere yürüyüş mesafesinde sayılır. Hava güzel olsa yürünür.
Yahudi Müzesi
Buradan Yahudi müzesine geçiyoruz. Müze girişi tarihi bir binadan yapılıyor. Ara bağlantılarla bir yarışma sonucu seçilmiş projesiyle dikkate değer müzeye geçiliyor. Bina mimarlık ödülü almış. Daniel Libeskind tarafından zig zag  formunda bence kırık metre şeklinde ve zemini çeşitli yönlerde eğimli yapılmış. Zeminin eğimli yapılışının Yahudilerin ayağının altından dünyanın kaydığını, binanın kırık metre formunda oluşunun ise yaşamlarındaki keskin kırılgan dönemleri sembolize ettiğini düşünüyorum. Herhangi bir rehberlik hizmeti almadığımız için eldeki müze broşürleri, gözlem ve yorumlarımıza güvenmeye çalışıyoruz. Binanın yapılışında üç ana tema kullanılmış. İlki Sürgün ve Göç.
Geçidin sonunda Yahudilerin sürgüne gittikleri ülkelerin işaret edildiği, sürgün sırasında yaşananların anlatıldığı koridorlar yumağı var.
Soykırım diğer tema. Holokost kulesi soykırımın soğuk, yalın, umutsuz çığırtkanlığını yapıyor.

Sadece yukarıda bıçak kesiği gibi duran beyazlıktan   gün ışığı alabiliyor. Bu kadar aydınlık görünmesinin sebebi Ziya'nın flaşındaki güç.
Libeskind binada çeşitli boşluklar kullanarak umutsuzluk duygusunu hissettirmeye çalışmış.
Boşluklardan birinde Dökülen Yapraklar adlı enstalasyon yerde atılı duran 10000 metal yüzden oluşmuş.
Bu sergiye ilişkin fırınlarda yakılanların acılı yüzleri diye bir söylem var. Son derece mantıklı olmasına rağmen bu bölümün başındaki panoda; Yahudilerin Alman toplumundan yok edilmesiyle hayatın renkleri kaybolmuştur. ifadesi yazılıydı.
Göçü simgeleyen 49 beton kulecik. Her birinin üzerinde birer ağaç var.
Bitmeyecekmiş gibi görünen, çok sayıda basamaklı süreklilik temalı merdivenle üst kata çıktık. Yahudilerin sanat, edebiyat ve bilime katkıları burada tanıtılıyor. İbranice Shum sözcüğü sarımsak demekmiş. Yahudilerin yüzyıllardır Almanya'da yaşadıkları üç yerin adlarının fonetik birleşimi Shum olduğu için kendilerine üç diş sarımsağı sembol seçmişler.
 Holokost Anıtı
Almanların gerçeklerle yüzleşmeleri hayran olasıdır. Brandenburg kapısına bir kaç dakikalık mesafedeki Holokost anıtı fotoğrafta da göreceğiniz gibi soğuk, beton megalit yığını. Görünümleri lahiti çağrıştırıyor.  
Megalitlerin arasındaki patikalar inişli çıkışlı düzenlenmiş. Hep umutsuzluğu anlatma çabaları.
Dokümantasyon Merkezi
Holokost anıtından yürüme mesafesindeki Niederkirchner caddesinde bulunan Gestapo yönetim merkezine gittik.
Gestaponun yönetim merkezi yıkılmış, yerine yapılan yeni bina Nazi Savaş Suçları dokümantasyon merkezine dönüştürülmüş. Nazilerin kurbanlarına ait dokümanlar ile donatılmış. Talihsiz döneme ait pek çok bilgiyi buradan edinebilirsiniz. Fotoğraflar, mektuplar, kimlikler, gazete haberleri, sürgün belgeleri aklınıza gelebilecek her türlü belge.
Merkezin bahçesi açık hava müzesi. Burada ilk olarak üzerinde Diktatörlüğe giden yol yazılı panoyu görüyoruz.
Buradaki sunumlar dokümantasyon merkezini destekler nitelikte. 
 Serginin sonuna geldiğimizde yerdeki kirişleri görüyoruz. Merkezin temellerinden kalan parçalar gençlere ders olması bakımından bırakılmış.
 İliştirilen not kamplara gidenlerin buradan geçtiğini yazıyor.
Zulme uğrayanlar sadece Yahudiler değil. Çoğunluk oluşturdukları ve güçlü lobileri olduğu için onların adı söylenir ama Çingeneler, her ırktan yaşlı ve engelliler ile çocuklar bu fırtınadan nasiplerini almışlar.
Alman Teknik Müzesi
Almanların teknolojiye kattıkları herkesçe bilinir. Alman Teknik müzesi bunu doğrular nitelikte. Sinema dahil bir çok alanın temsil edildiği müzede hava, deniz ve demir yolu ulaşımı en zengin koleksiyona sahip. Özellikle demir yolu ulaşımı müthiş bir koleksiyon. Sanırsın vestern filminden çıkmış vagon ve lokomotifler bile vardı. Avrupalılar müzeciliğe bizlerden çok uzun yıllar önce başladıkları için sunum örnekleri çok. 
Şimdi ben de size müzeden iki örnek sunayım.
 Bu toplama kamplarına götürülen insanları 
          taşıdıkları vagonlardan biri. 
Bu da onları toplama kamplarına gönderen
 adamın kullandığı trenin lokomotifi
Açlıktan gözüm dönmüş. 
Nordsee can kurtardı.
Cumartesi günü alışverişe ayıracak vaktimiz olmayınca pazar günü Berlin'in çeşitli yerlerinde bulunan bit pazarlarından birine gittik. İyiki gitmişiz. Her çeşit eşya ve aksesuar satılıyor. Tezgahta satılan meşhur kızarmış sosis körivörst alıp yiyoruz. Lezzetli ama ben sosis salam türü yiyeceklerle ilgilenmediğim için sadece tatmakla yetindim. Hava güzel olup açık havada kahve-çay içebileceğimiz bir yerde oturabilseydik lisedeyken çok yediğimiz Berliner(Alman Pastası) yiyip nostalji yapmak isterdim.
Berlin yemyeşil bir şehir. Koca koca ağaçlar yolları kuşatmış. İnsan kendini orman yolunda sanabilir.Tramvay hattının içinde kalan dairesel alan çevre koruma bölgesi olarak belirlenmiş. Çevre koruma belgesi olmayan araçları cezaları hazır bekliyor.
Berlin günleri sona erdi. Şimdi koşar adım Frankfurt'a gitmeliyiz. Almanyanın en büyük havaalanıymış. Sınıfta kaldı. Belki de yetişme telaşından yeterince görememişimdir.
Romanya ve Gürcistan'da buluşmak üzere. Sonrasında size Suriye seyahatimi anlatıcam.
Beni takip edin diye gelecek programları yazıyorum.
 Takip edin yoksa kızarım.
Berlin duvarının yıkılışının 25. yılında yapılan etkinliklerden biri.
http://www.nolm.us/berlin-duvarinin-yikilisi-25-yilinda-cok-cok-etkileyici-bir-olayla-aniliyor/

https://www.youtube.com/watch?v=m4xtWPX0-6o
BERLİN, 
HÜZÜNLÜ PRENSES(!)
(Alternatif Berlin yazısı)
Oldukça yağışlı bir güne denk gelen Berlin ziyareti 1 Euro karşılığı edinilen incecik naylon yağmurluklar içinde ıslak ve biraz da konfordan uzak ancak fazlasıyla ilgimizi çeken bir gezi oldu. Mayıs sonu olmasına rağmen hava sadece yağışlı değil epeyce de soğuktu. Spree nehrinin iki parçaya ayırdığı, bakış açısına bağlı olarak belki de iki parçayı birleştirerek oluşturduğu ve Hamburg’la birlikte eyalet sıfatını taşıyan iki şehirden biri Berlin. Uzun yıllar önce Prusya’ya,  ardından ise Alman imparatorluğuna başkentlik yapmış. Tarihin çeşitli dönemlerinde taç giyme törenlerine sahne olan Berlin’in göz önünde bir yer olması, belli ki şehrin başına bela olarak Nazi’lerin de yönetim merkezi olma talihsizliğine ermiş. Şehir Hitler’in dünyanın patronu olma iddiası ile başlattığı 2. Dünya savaşında deyim yerindeyse yerle bir olmuş. Azimli Alman topluluğu elele verip yeniden inşa etmişler. Soğuk savaşın kilit noktası, şimdilerde Şansölye Angela Merkel’in yaşamını sürdürdüğü şehir 1990’da Bonn’un elinden Federal Almanya’nın başkenti olma şerefini almış.
Berlin Duvarı
İlk durak kuşkusuz, çocukluk yıllarında utanç duvarı diye bildiğimiz meşhur Berlin Duvarı olacak. 

1961’de gecekondu misali ansızın bir gecede yükselen duvarların bu kadar hüzün, merak ve şiddetle karışık bir şöhrete ulaşacağını, eminim inşa edenler de hayal edememiştir. Sessiz sedasız dikilen duvarların yıkılması da aksine bir o kadar gürültü ve şamata içinde olmuştu. Büyük halk kitlesinin, Alexander meydanında Doğu Alman politikalarına karşı barışı çağıran eyleminin hemen ardından 1989 da yıkılan Berlin duvarı mutlaka görülecek. Ortadan kaldırılması tüm dünyanın dikkatlerini üzerine çeken ve büyük mutluluk kaynağı olan açık hava cezaevinin işlevini yitirdiğini, Almanların bu konuya ilişkin tüm hatalarıyla yüzleştiklerini bilmek sevindirici. Tarihi önemi nedeniyle tamamı yıkılmayan duvarı kimi yerlerde trafik akışını rahatlatmak amacı ile öteleyerek taşımış ve yol üstünde kalan orijinal yerlerine, üzerlerinde “Berliner Mauer” yazılı metal bloklar raptetmişler. 
 Adını Latin alfabesinin üçüncü harfine istinaden alan Checkpoint Charlie, duvarın en ünlü geçiş kontrol noktası. Alpha ilk, Bravo ikinci ve Charlie üçüncü kontrol noktalarının adı. Burası, insana kendisini tarif edilemez bir biçimde tuhaf hissettiriyor. Sadece diplomatik pasaportluların geçebildiği bu çok ünlü geçiş noktası Amerikalılar ve Rusların egemenliğinde olan toprak parçalarının insanın gözüne sokulmuş hali. Zaten tüm Almanya’nın işgali ile yetinmeyen Amerika, Rusya, İngiltere ve Fransa, Berlin’i de bölüp paylaşarak bir anda dörtlü komşu oluvermişler.
 
Aklıma nedense poker masası geliyor.
 Kontrol noktası; 
 bir kulübe ile 
bir tarafta Amerikalı diğer tarafta Rus asker fotoğraflarının yer aldığı panolar 
 
ve sembolik sınır görevlilerinin bulunduğu, ironik olsa da neşeli ve ilgi odağı bir yer. Turistik hizmet sunan üniformalı sınır görevlileri(!) ile fotoğraf çektirip bahşiş bırakıyorsunuz.  Kulübenin aslı müzeye kaldırılmış, bizim gördüğümüz basit bir replikası. Bu kapıda-geçiş noktasında duvarın tüm öyküsünü kronolojik olarak öğrenebileceğiniz birkaç minik müze var.
 


Yeni nesle ders olması için tamamı yıkılmayan duvardan alınan taş bloklara güncel diktatörler resmedilmiş ve küçük bir musibet alanı oluşturulmuş. 
 Hani derler ya bir musibet bin nasihatten evladır. Sanki heeey bakın sonunuz bu duvara benzeyebilir, kendinize gelin denmek istenmiş!  Hediyelik eşya satan küçük mağazalar, her turistik yerde olduğu gibi gani… Duvara ait olduğu söylenen taş parçacıklarını küçük kutulara koymuşlar ve Berlin anısı olarak satıyorlar. Satıcı kız “Bunlar gerçek mi?” sorumu gözlerini devirip “Şişşşt!” diyerek yanıtladı.
Doğu Yakası Galerisi
Şimdi Berlin Duvarı’nın tarihi anıt olarak ayakta bırakılan, yaklaşık 1300 küsur metrelik, kalp çarpıntısı yapan kısmını görme zamanı. 100’den fazla uluslararası mural sanatçısının dünya siyasi tarihine atfen yaptıkları resimlerle bezenmiş olan bu duvar doğu yakası galerisi adı ile anılıyor.


 Zaman içerisinde harap olan kimi resimler daha sonra restore edilmiş. Honecker ve Brejnev’in tarihi öneme(!) sahip öpüşmesi de burada resmedilmiş.
Dünyanın en uzun ve uzun süreli açık hava sergisi unvanını taşıyan doğu yakası galerisinin arkasındaki Spree nehri kıyısına geçip yürüyüş yapabilmeniz için bırakılan geçit tıkanan nefesinizi açıyor. Esasen batı Berlin, duvarın var olduğu süre boyunca Sovyet bölgesinin kuşattığı bölgede yani Doğu Almanya’nın içinde hapis kalmış. 
Hatta ne derece gerçek bilemiyorum yıllarca tarımsal ve diğer kaynaklar bakımından A.B.D.’nin Berlin’i hava yoluyla beslediği söyleniyor. Kötü hava koşullarına rağmen oldukça kalabalık olan bölgeden ayrılmadan önce ve şehrin farklı noktalarında doğu-batı ayrımına ilişkin öğeler bulmaya çalıştıysam da başaramadım. Geçen yirmi yılı aşkın sürede çeşitli altyapı ve inşaat çalışmaları ile fark kapatılmış. Bunun en belirgin göstergesi, Potsdamer meydanındaki modern kompleks binalardır. Burası aynı zamanda trafik ışıklarının Avrupa’da ilk kullanıldığı yer olarak da biliniyor. Işık demişken şunu söylemeden geçmeyeyim. Dresden’de yoğun olarak kullanıldığını gözlediğim Doğu Alman trafik ışığı sembolü Ampelmann başında fötr şapkası, kararlı adımları ve tüm sevimliliği ile kimi yerlerde gidiş gelişi düzenliyor.
Müzeler Adası
Bizi esir alan yağmurlu hava, müze gezilerine öncelik vermemize neden oldu. Kim bilir belki bu arada yağmur diner. Berlin'de büyük müzeler şehrin merkezi konumunda, bir arada ve bir adacıkta kurulmuş. 
Müzeler adası olarak bilinen bu bölge 1999'da UNESCO dünya kültür miras listesine alınmış. Unesco kültür mirası listesinde olan herhangi bir yeri görmek bana Mars’a gitmişçesine heyecan veriyor. Hem kalabalık bilet gişeleri önünde beklemekten kurtulmak, hem de ekonomik olması nedeniyle müze kartı ediniyoruz. Bergama müzesi öncelikli görülecek. Anadolu’dan kaçırılarak götürülen 
Milet’in Market kapısı, 

İştar Kapısı 

ve 
Bergama Sunağı, 

 en görkemli ve devasa boyuttaki müze demirbaşları. Müze, sergilenen Bergama Sunağı nedeniyle yıllar içinde Bergama (Pergamon)müzesi adını almış. Girişte ücretsiz olarak edinebileceğiniz elektronik rehber içinde diğer müzelerden farklı olarak Türkçe seçeneği sunuluyor. Antik dönem eserlerinin sergilendiği Yeni Müze; sergilenen en değerli eser kraliçe NEFERTİTİ’nin büstü olunca Mısır müzesi olarak da anılıyor. British Museum buradaki eserlere rahmet okutur ama burada da hatırı sayılır çokluk ve çeşitlilikte Mısır hazinesi var. Müze, mumyalar, lahitler, çanak, çömlek ve çeşitli mücevherlerden oluşan geniş bir koleksiyona sahip.
Doğu Alman hakimiyetinde kaldığı yıllarda uykuda olup yapılan restorasyondan sonra 1993’te açılan ve Protestanların Berlin’deki en büyük kilisesi müzeler adasına yirmi metre mesafedeki Berlin Katedrali.
 Prusya hanedan üyelerinin mezarlarının da yer aldığı katedral o kadar turistik olmuş ki, para almadan Almanya’nın en büyük orguna kapının ucundan bile baktırmıyorlar.
Küçük İstanbul
Her türlü sanat ve spor faaliyetine ev sahipliği yapan, çok kültürlü, tabelalara bakarsanız bizim mahalle diyeceğiniz Kreuzberg’e uğramadan olmaz dedik. Zaten Türk Mahallesi ya da Küçük İstanbul olarak anıldığını duymuştuk. Kebapçılar, çorbacılar ne isterseniz hepsi bir arada, sanki memleketi oraya taşımışlar. Yurt dışındaki en kalabalık Türk nüfus Berlin’de, Berlin’deki en kalabalık Türk topluluğu ise Kreuzberg’de yaşıyor. Almanların teknolojik alanda ne kadar ilim irfan sahibi olduğu herkesçe bilinir. Teknoloji tarihinin neredeyse her alanda temsil edildiği Alman Teknoloji Müzesi bu bölgede yer alıyor. Kimi alanlarda zayıf olduğunu düşünmüş olsam da, geçekten zengin bir koleksiyona sahip bir müze. Vestern filmlerinden çıkmış gibi duran lokomotif ve vagon örneklerine sahip oluşları müzeciliğe ne kadar erken başladıklarının bir göstergesi.

Hitlerin esirlerini ölüm kamplarına göndermek için kullandığı trenlerin vagonlarından biri müzedeydi.
Diktatörlüğe Giden Yol
Holokost anıtına gitmek üzere araç navigasyonu canımız tomtomumuz ve haritamız eşliğinde yol bulmaya çalışıyoruz ama nafile. Aslında Berlin’in yeniden inşası halen sürüyor olmalı; sanırsın şantiye alanından geçiyoruz. Bu anıt da Kreuzberg’de ancak yol çalışması ve çeşitli sebeplerle kapatılmış yollardan bir türlü hedefe varamıyoruz. Zaten yağmur alabildiğine yağıyor ve canımız sıkkın, bir de ulaşım sorunu çıktı. Sonunda bulduk. 

Anıt, iç karartıcı renk ve görünüşte, lahiti andıran megalitlerden oluşmuş bir kompozisyon. Paralel konumlanan megalitlerin arasındaki patikalar hafif yokuş ve inişlerden oluşuyor.
Buraya oldukça yakın bir noktada, Niederkirchner caddesinde savaş sonrasında, Gestaponun herhangi bir özence yol açmamak için yıkılmış olan yönetim merkezi binası var.

 Gelecek kuşaklara ders olabilmesi için temellerinin küçük bir kısmıyla varlığını sürdüren bina açık hava müzesi olarak ziyaretçilerini kabul ediyor. Müzenin gezintiye başlanan ilk noktasında, üzerinde diktatörlüğe giden yol yazılı manidar bir pano yer alıyor. 

Aynı bahçe içindeki modern mimariyle inşa edilmiş Nazi suçları dokümantasyon merkezi, soykırım kurbanlarını anlamak ve ders çıkarmak isteyenlerin akınına uğruyor. Kurbanlara ait fotoğraflar, nakil listeleri, mektuplar, kimlikler, gazete haberleri gibi birçok belge ziyaretçi ve araştırmacıların hizmetine sunulmuş.
Brandenburg Kapısı
Mahşerin dört atlısını taşıyan, artık geçmişte kalan bölünmüş şehrin sembolü, cefakâr Brandenburg kapısındaki meydana geldiğimizde neşeli bir kalabalıkla karşılaştık. Gençler toplanmış, taraftarı oldukları takımların şampiyonlar ligi finalini dev ekranlardan  izleyip destekleyecekler. 

Rekabet ve dostluk bir arada, eğlence gırla gidiyor. Kendilerini takımlarının rengine boyayan duşlara girip şarkılar söylüyor, bir yandan da kurulmuş olan yiyecek-içecek stantlarından gelen nefis ızgara kokularına teslim oluyorlar.

Alışveriş: Olmazsa olmaz

Hava güzel olsa çok keyifli vakit geçirebileceğiniz, sanat ve edebiyatla yoğrulacağınız Berlin’de diğer tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi çalışma yasaları nedeniyle iş yerleri ve alışveriş merkezleri akşamüzeri ve Pazar günleri kapalı. Yok, öyle gece on birlere kadar alışveriş falan. Alışverişe ayıracak vaktimiz kalmayınca bizim deyişimizle bitpazarlarından birine gidelim diyoruz. Bu pazarlarda yok yok. Ben 1001 çeşit diyeyim siz 100001 çeşit anlayın. Sanat eserleri, giysiler, çeşitli kişisel ya da ev aksesuarları, kitaplar. Aklınıza gelebilecek her şeyi buralarda görebilirsiniz. Her şey olur da yiyecek satıcıları olmaz mı? Var elbet. Daha önce yeme fırsatı bulamadığımız  patates eşliğinde, körili ketçap sosuyla servis edilen kızarmış sosis, bilinen adıyla körivörst yiyerek bilgimizi-görgümüzü artırıyoruz. Çok tatlı bir de deri çanta aldık. Fiyat için pazarlık yapmaya debelenirken satıcının Türk olduğu ortaya çıkıverdi. Şaşırmamak lazım önceden de bahsettiğim gibi Türk nüfusu oldukça kalabalık bir şehir Berlin, her an bir Türk’le karşılaşmak olası.
Berlin Film Festivali
Her yıl düzenlenen film festivalinde dünyanın her yerinden katılımcıların filmleri Berlin’in kendine simge olarak seçtiği ayı figürünün altın olanını almak için yarışıyor. Yıldızlar  Marlene Dietrich meydanında, Berlinale palasta  kırmızı halıda yürüyüp yeni roller düşlüyorlar.
Çevre Koruma
2008 yılının Ocak ayından itibaren banliyö hatlarının oluşturduğu dairesel alan Çevre Koruma Bölgesi olarak belirlenmiş. Amacı havadaki atık gazların zararlı etkilerini azaltma ve bu etkilerden korunma olan bölgeye koşulu sağlamayan hiçbir aracın girişine izin verilmiyor.
Dönüş
Berlin oldukça yeşil bir şehir.  Olanca haşmetiyle yürüyüş yapmamız, bisikletimizle dolaşmamız ya da içinde kaybolmamız için hazır bekleyen parkların tadını çıkaramamış olmanın üzüntüsünü Berlin’in ormandaymış duygusu uyandıran yeşil yollarından geçerken bir daha gelmeyi planlayarak atıyoruz.
Berlin duvarının yıkılışının 25. yılına özel