Besozzo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Besozzo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2014 Cuma

Mine Kayam
Yedi günlük muhteşem yağmurlu günlerin ardından güneşi gördüğümüzde biraz şaşırsak da kendimizi hemen dışarı atmayı akıl ettik. Nereye? Nereye? diye haritaya baktım ve işte! Pavia! Tarihi bir şehir ve fotoğraflarda çok güzel görünüyor. En önemlisi bize çok yakın, 105 km. Sabah gidip akşam eve dönebiliriz. Bu kadar olumlu şeyden sonra hemen yola çıktık. Her şeyi düşünen ben, Besozzo da hava durumuna baktım da nasıl olsa yakın diye Pavia ya bakmamıştım. Yaklaştıkça kararan hava, cama düşen yağmur damlaları bizi biraz …hayııır …olamaaaz.. şekline soktuysa da oraya vardığımızda en azından yağmur olmadığını görünce rahatladık. Buradan aldığımız ders “ mutlaka ama mutlaka gideceğimiz yer yakın da olsa hava durumuna bakmak” oldu.
 Otopark sorun olmadı, bana önce saati 1,5 euro çok gibi gelse de hesaplayınca çok da abartılı olmadığını düşündük, fiyatlar  genelde bu civarda oluyor. 
Pavia oldukça eski bir şehir. Roma imparatorluğu çağlarında önemli bir askeri merkezmiş. Latince ismi Papia sonradan Pavia’ya çevrilmiş. Lombardlar İtalya'yı ele geçirince burası başkentleri olmuş. 1494-1559 yıllarındaki İtalya savaşlarından sonra İspanya krallığına geçmiş, 1713 de Avusturya tarafından işgal edilmiş, 1796 da Napolyon Bonapart’ın İtalya işgalinden sonra Fransız imparatorluğunun parçası olmuş, 1814 de tekrar Avusturya’nın, 1859 dan sonra da tekrar İtalya krallığının bir parçası olmuş ve öyle de kalmış. Pavia, çevresi surlarla ve tabyalarla çevrili bir kale şehir imiş. Zaman içerisinde surların altı ile tabyalar halkın ziyaretine açılmış. Duvarlar 1902 tarihinde tamamen yıkılarak yerine parklar ve bulvarlar yapılmış. Bu yaptıklarından ötürü kendilerini kınadım.
Pavia gerçekten küçük ve sevimli bir yer. 70 bin civarında nüfusu var. Küçük dediğime bakmayın, burada bir üniversite var hem de 650 yıllık. 
O nedenle üniversitenin verdiği bir hareketlilik var.  Nüfusun çoğunluğunu da öğrenciler oluşturuyor. 
Gezilecek yerlerin başında zaten bu üniversite geliyor. Ders yapılan salonlar kapalı da olsa diğer kısımları açıktı, çok rahat gezdik.
Dolaştığımız sokaklar trafiğe kapalı değildi ama kapalıymış hissi verecek kadar az araba geçiyordu, bu nedenle çok rahat dolaştık.


Burası en meşhur meydanı “Piazza della Vittoria”;Her türlü satıcıyı görebilirsiniz. 
Renklerini beğendiğimiz için bu şeker ve kurabiyecinin önünde fotoğraf çektirdik.

Yöresel ürünlerin satıldığı pazara girmeden yapamadık ve harika bir peynir aldık, daha sonra aldığımız ekmekle nefis bir peynir ekmek ziyafeti çektik. İtalya’nın peynir seçenekleri gerçekten sınırsız, ancak ben nedense damak tadıma uygunu bulamıyorum, fakat bu peynir harikaydı. 

Bu binanın adı “Broletto” 1198 de belediye binası olarak yapılmış daha sonra eklerle büyütülmüş.
Gezilecek yerlerin hemen hepsi eski şehir diyebileceğimiz yerde. Şehri ortadan ikiye bölen bir nehir var, Ticino Nehri. Nehirde iki köprü var birisi gerçekten çok ilginç şimdiye kadar hiç üstü kapalı köprü görmemiştim.
Bu köprünün adı “Ponte Coperto”,
diğeri ise klasik köprülerden, adı; “Liberty”.
 Nehir kenarındaki evlerin renkleri gerçekten çok güzeldi, bu kısım eski surların dışında gelişmiş olan bölge. Nehir boyunca çok güzel bisiklete binme, yürüme yolu var.
Pavia küçük bir yer ama tarih boyunca krallıklara başkentlik yapmış ve krallık şehri olarak anılıyor, sanırım bu nedenle oldukça büyük kiliseleri var. Daha doğrusu bunlara bazilika ve katedral demem gerekiyor. Gerçekten çok görkemli binalar. İçlerindeki işçilik görülmeye değer.
Burası Pavia D’Uomo.( Pavia Katedrali)

San Michele Maggiore Bazilikası
Bu kuleler iki tane ve orta çağdan kalma.
Bizim vaktimiz buraları gezmeye yetti. Pavianın bunlardan başka bir kalesi ve de sekiz kilometre kadar dışarıda manastırı gezilebilir. Vaktiniz kaldığında nehir kenarında çok güzel vakit geçirebilir,  her 30 dakikada bir kalkan trenle moda başkenti Milanoyu keşfetmeye gidebilirsiniz. Ayrıca Türk öğrencilerin sayısı epeyce olmalı ki üç tane dönerci gördüm. 
Kış geliyor, yağmurlar başladı ama biz yinede  gezecek yerler buluruz. 
İlk sırada Barselona var.

27 Nisan 2014 Pazar

SIRMIONE;

GARDA GÖLÜNDE BİR GÜZELLİK

Kuzey İtalya’ya gelirken elimde uzuuuun bir gezi listesi vardı. Bazıları arkadaş tavsiyesi, bazıları benim araştırmalarım ama bunların içinde Sirmione diye bir yer yoktu. Buradaki bir arkadaşın tavsiyesi üzerine ufak bir araştırma yapıp gittiğimiz bu küçük kasaba gerçekten çok şirindi.  Burası bazı yazılarda balayı yeri, bazı yazılarda kafa dinleme yeri, bazılarında bir inci olarak anlatılmıştı ve bende aynı duygularla ayrıldım.

Sirmione için öncelikle biraz Garda Gölü (Lago di Garda) hakkında az da olsa bilgi vereyim. Garda Gölü Kuzey İtalya’nın göller bölgesindeki en büyük gölü. Kendisi bir buzul gölüymüş, buzul çağında buzullar tarafından şekillendirilmiş ve 370 km2 lik bir alana sahip. İlk gördüğümde bende deniz etkisi yarattı. Garda gölünün çevresinde birçok gezilecek kasaba var. Sirmione de bunlardan birisi, diğerlerini görmedim ama sanırım en güzeli burası.
Sirmione; Garda gölünün güneyinde  küçücük bir yarımada, bana hemen Karadeniz’deki Sinop ilini hatırlattı. Bizim asıl gezi hedefimiz Venedik ama Venedik arabayla uzun bir yol bu nedenle Sirmione’de konaklayıp oradan Venedik’e geçmeye karar verdik. Çünkü Venedik - Sirmione arası arabayla otobandan yaklaşık bir buçuk saat sürüyor. Besozzo’dan (benim yaşadığım kasaba) iki buçuk saatlik araba yolculuğundan sonra Sirmione’ye ulaştık ve otelimizi çok rahat bulduk, teknolojiyle aram yoktur ama bu durumlarda çok seviyorum. Otelimizi kolay bulmamızın sebebi tabii ki sevgili navigasyonumuz. Biz bu tür seyahatlerde hem ekonomik olduğu hem de daha rahat ettiğimiz için apart otelleri tercih ediyoruz. Otelimiz kesinlikle herkese çok rahat tavsiye edebileceğim temizlikte ve rahatlıkta bir oteldi. Personelin sıcak davranışları ve misafirperverliği inanılmazdı. Hemen çantaları otele bırakıp dolaşmaya çıktık. Otel görevlisinin tavsiyesi ve yönlendirmesi sayesinde araba park yerini çok kolay bulduk ve kendimizi Sirmione’nin sihirli atmosferinin içinde bulduk. Hiçbir şey yapmadan göl kenarında yürümek bile büyük zevk. Otel görevlisi şanslı olduğumuzu tatil olmadığı için çok kalabalık olmadığını söyledi ama kalabalık olduğunda nasıl olacak çok merak ettim. Sirmione Kalesi gezilecek yerlerin başında geliyor.
Bu kale tamamen saldırılara karşı korunma amaçlı inşa edilmiş. Sirmione kasabası Della Scala hanedanına ait bir yermiş ve Milano Lordlarının saldırılarına karşı 13. -14.yy da kale inşa edilmiş.
Birinci dünya savaşı sırasında birkaç kez yenilenmiş. Bu gün binlerce turist bu kaleyi geziyor.
Bu kuleyi tırmanmanızı tavsiye ederim, yukarı çıktığınızda göreceğiniz manzara iyi ki çıkmışım dedirtiyor.






Sirmione aynı zamanda kaplıcalarıyla da ünlü bir yer. Burnun sonuna kadar yürüdüğünüzde kaplıcaya ulaşıyorsunuz. Bursa’da büyümüş birisi olarak kaplıcalar çok değişik gelmedi ama burada Aquaria diye bir tesis var ve bence Bursa’daki işletmecilerin gelip burayı görmesi lazım. Annemin rahatsızlığından dolayı biz giremedik ama mutlaka özel bu kaplıca için geleceğim. Giriş ücreti biraz pahalı 39 Euro beş saatlik süresi var ama süre size zaten yeterli oluyor. Aklınızda bulunsun kaldığınız otelin burayla anlaşması varsa size indirim yapıyorlar bizim otel %25 yaptırıyordu.

Göl kenarında yürümek ayrı bir zevkti, dediğim gibi bence buraya göl demek çok zor. 
Bu tekneleri kiralayıp 30 dakikalık tekne turu yapabiliyorsunuz. Bizden 40 Euro istediler 5-6 kişi olabiliyorsunuz ücret kişi başı değil tekne kiralamak olarak alınıyor tavsiyem pazarlık etmeniz.
Sirmionenin bir diğer özelliği de çevresindeki faaliyet alanları için bir durak olması, bu nedenle küçük bir yer olmasına karşılık yaklaşık 90 otel var tüm geçim kaynağı turizm olan bir kasaba burası. Gardaland, movieland, safari park bunlardan bazıları ya da bizim gibi mola yeri olarak kullanılıyor.  Buralara gitmek istediğinizde otelinize bildirin çoğu otelin buralarla anlaşması var ve indirim yapıyorlar. 
Yolunuz bu taraflara düştüğünde bu şirin kasabayı atlamamanızı tavsiye ederim.
Mine KAYAM